Mevsimler

“Yarını bırak” dedi. Bıraktım. Ben bıraktıkça yarın geldi.

Bak şimdi, bir yolculuk var. Adına ne dersen de, ama var, o yolculuğu yapman gerek. Geçecek; görmen gerek.

Bu mevsimleri yaşaman gerek, ya sen döneceksin ya da dünya. Durdurabiliyorsan dünyayı, kendin dön. Elinden geleni ardına koyma. Yolun açık olsun. Durduramıyorsan, hoş geldin. Buyur gel otur yanıma, seyret. Bu oturduğumuz yer, buradan gördüklerinin hiçbiri, o durduklarını sandıkları dünya hiç kimseye kalmadı. Çünkü hiçbiri aslında yoktular, hiç olmadılar.

O mevsimleri yaşaman gerekiyordu, yaşadın. Ya sen dönecektin ya da dünya. Görevi dünya aldı ve emin ol bu senin için daha iyi.

Hamsın, pişmen gerek. Yağmuru istiyorsan eğer, yanman gerek.

Yarını bırak.

Dün. Bugün. Yarın.

Dün, dündü. Neydi nasıldı bilmiyorum. Var mıydı yok muydu onu da bilmiyorum. Nasıl ispat edilebilir geçmiş zannettiğin şeyin bir rüya olmadığı? Ne gösterebilirsin ki bana düne ait?

Dün, sadece dündü.

Peki ya yarın? Söylesene bana yarın ne zaman gelir? Bir sonraki nefesin olup olmayacağını kimse söyleyemezken, yarın hayalden öte olabilir mi?

Yarın, hep yarın olacak.

Rüyalar ve hayaller. Olanlar yalnızca bugünler.

“Dünü hatırla ve yarını düşün ama bugünü yaşamak zorundasın.”