5 Aralık.

Aralık daha erken bu sene. Eylül sonrasını çiz, bomboş. Hatta burayı toptan çiz aslında.

Zaman kavramının yanıltıcı olduğunu düşünüyor ve fakat yine de alamıyorum kendimi gecikmelerden bazı bazı.

Yoruldum demek çok ayıp.

“Adam yalnız yaşamaz, etrafı ile yaşar” dedi. Yalan yok, sadece biraz anladım. Ben neresindeyim yalnızlığın ya da yalnızlık benim neremde henüz bilmiyorum. Sadece bir apartman çocuğu için iyi sayılabilecek bir seviyede anlayabiliyorum bir çok şeyi. Gerçek hayata dair her şey sokaklarda, hatta bazen sokak bile değil oralar.

Yeni kalemler aldım, eskilerini tüketmiş gibi yapıp etrafımdakileri kandırarak. Renkleri farklı ama yazamadıklarım hâlâ aynı. Ne istiyorum bilmiyorum. Onu, bunu, seni değil ama bir şeyi çok özledim. Ne olduğu hakkında inan en ufak bir fikrim yok. Mecnun’un çöllerini seyrediyorum. Çöl benim değil, hikâyede yerim yok, ama iyi geliyor yine de.

Bazı şarkılar.

Şimdi, tam şimdi…
Mehtap var. Satır satır rüzgârlar esiyor üzerinden. Kâh saçları uçuşuyor, kâh sayfaları. Kim bilir kuşlar, böcekler, ağaçlar, otlar ve hatta toprak bile neler neler anlatıyor. Hepsine borçluyum zerreme kadar lâkin hiçbirini duymuyorum; bazı şarkılar çalıyor.

Böyle havaların, hafif esintili yaz akşamlarının, bazı şarkıları var. Nasıl olsa karışır arada kaynar kaybolur diyerek denize, kumsala, siyaha meyleden şu en sevdiğim mavi gökyüzüne bırakılmış hüzünleri var. Günün bu mevsimlerini özenle adımlıyor, birbirimizi buluyoruz hep.

Hiç yokken mecnun oldum yine. Birdenbire ‘-di’li geçmiş zaman. Tüm dalganın farkındayım ama ve lâkin su ne kadar soğuk diye bakmadan dönmeyeceğim.

Birçok şeyi ve hiçbir şeyi aynı anda düşünür iken buluyorum kendimi. Satırlar yazıp, hiçbir şey anlatmaz iken… Bunun gibi yapraklar buluyorum takvimimde. Uçup gidiyorlar.

Bazı şarkılar bitiyor.