Herkes yabancı, herkes tanıdık.

Soğuk, uzak ve tüm diğerlerinden daha yabancı bir yatakta bitiriyorum bu mevsimi. Gözlerine, ellerine ve dudaklarına selam edip, yeni bir kışı kucaklamak üzere yola düşüyorum hâlen sıcak hatıralardan. Şimdi başımı trenin penceresine yaslayacak, ağaçlar nehirler tarlalar arasından kıvrılırken rüyalara vereceğim kendimi.

Şehirler, odalar, yollar…

Herkes yabancı, herkes tanıdık.

Vedalar.

Bulut oldum, yüzüyorum. Sonrasındaki fırtınayı bile bile huzurla seyrediyorum. Sessizlik masmavi. Doluyorum.

Gidenler var, ve yakında gidecekler. Sormak istediğim o kadar çok şey varken…

-Öğreneceklerini öğren, yarına bırakma.

Farkındayım kapımdaki büyük yalnızlığın aslında, yine de başkasından duymak bir garip. Çok daha önce de söylenmişti oysa. Erteliyor insan düşünmeyi, bilmiyorum, belki de ben erteledim hep. Şimdi gözümü her yumduğumda başka bir hikâye, başka bir veda. Ellerine uzanabilecek kadar güçlü müyüm bilmiyorum, ama sen tutarsan bırakmam, biliyorum.

-Olmaz. Birine bu yöne git deyip, sonra yarı yolda bırakmak olmaz.

Ben yönüme döndüm, yoluma durdum. Teşekkür ederim, edeceğim.

Biterken…

Sanırım yenilenememeye, yenilmeye başladım. Derin bir nefes alıp, ya da damların altına girip usul usul unutamıyorum kendimi.

Bitiyor artık bu defter. Aslında çoktan bitti belki de. İçten içe bitmemesini istiyor olabilir miyim? Eski sayfalarında dolaşıp zamanın, hikayeler devşirmek geçmişin kırıntılarından. Yalan dünyalar…Bilmiyorum, yalnızca bittiğini hissediyorum. Bir ket, bir soğuk, bir hafıza kaybı…

Aradan çok yıllar geçti, şapkalar kalktı, ama hala kelimeleri satır sonuna sığdıramayınca canım yanıyor. Öylesine sevmiyorum ayrılıkları, ve sevmedikçe daha çok vedalaşıyorum.

O saçma sapan konuştuğum, iki kelimeyi bir araya getiremediğim telefon konuşması gibi oldu bu yazı da. Ama sonunu beklemeye gerek kalmadı, artık bitiyor.

Bir süre bocalarım sanırım. Cesedimi gömecek yer bulabiliyorum da, ruhumun ruhunun yanından ayrılışı sancılı… Biraz zaman alacaktır gözlerimi yeniden açışım. Ama açacağım mecburen, yeniden gökyüzüne bakacağım. Bir kez daha inanacağım.

Bu sefer çok daha güçlü hissediyorum, çok daha ışıklı, çok daha karanlık.

Kalemim de durdu. Artık her şey hazır. Masa lambamı kapatacağım ve bitecek.

Teşekkür ederim.

Hiç istemedim.

Şimdi bir ayrılık hikayesi yazmak gerek,
Ölçüsüz, kafiyesiz ve olabildiğine arabesk.
Ne elimde derman var, ne kalemimde
Ne dilimde bir şarkı, ne bir şiir heybemde
Gözlerimin kilidini açmak ister misin?
Acı bir hikayem var, yazmak ister misin?

İstemiyorum. Yazmak istemiyorum. Bunun bitmesini istemiyorum. Her gün tatlı yüzünü görememek, sevimli sesini duyamamak istemiyorum. Seni koluma takmadan caddeleri yürümek, tek başıma merdivenleri inmek istemiyorum. Gideceğin yere seni götürememek, yoluna ve zamanına eşlik edememek istemiyorum. Aldığım şeyin bir parçasını seninle paylaşamamak istemiyorum. Cebimde elini ısıtamamak istemiyorum. Elimi götürdüğümde omzumda yaslı başını bulamamak, saçlarını okşayamamak istemiyorum. Uykuya senden bihaber gitmek istemiyorum. Karanlık bastığında ışıltılı yüzünü düşleyememek istemiyorum. Korktuğunda seni sarıp saklayamamak istemiyorum. Seni gıdıklayamamak istemiyorum. Seni şakalarla kandıramamak istemiyorum. İnadınla oynayıp seni kızdıramamak istemiyorum. Filmlerin, şarkıların, kelimelerin, müziklerin, günün, gecenin bittiği yerde dönüp sana bakamamak, sebepsiz yere gülememek istemiyorum. Uzanıp seni öpememek istemiyorum.
Ağladığını görememek istemiyorum.
Güldüğünü görememek istemiyorum.
Aldığım nefesten uzakta olmanı istemiyorum.
Seni özlemek istemiyorum.

Sonun izi bu yazı, bir veda, ve ben yazmayı hiç istemedim…