Defterler.

Zor iş bir defteri bitirebilmek. Yazması da okuması da.
Okurum. Pek sıkı değil ama okurum. Yazar değilim, olamam da sanırım. Ama yazmaz da değilim. Yazmak değişik. Belki de ardından dünyaya kolayca bir iz bırakabilme özgürlüğünü sunduğu için büyülü biraz. Büyüsüne kapıldım, doğrudur, ama büyücüsü değilim.

Sözler yazmak isterdim şarkılara. Kimsenin bilmediği, görmediği ve hiçbir düşte rastlanmayan diyarların şarkılarına…
Zor iş bir defteri bitirebilmek. Kareli olsa daha kolay olur belki. Burada yazar “kareli defter” sözü ile “bilim”i, yani var olanı keşfetmeyi işaret ediyor, bunun daha kolay olacağını düşündüğünü belirtiyor. Peki ama neden daha kolay? Sonsuzluk insan zihnine sığabilen bir kavram değildir ama insanoğlu tarafından uydurulmuştur. Peki o zaman sonsuzluk içinde olmayanı yaratmak diye bir şey var mı ki ondan daha kolay bir şey olsun?

Kopuşlar, kopuşlar, dağılışlar, dağılışlar…
Hep ertelenen düzeltmeler, baştan ele almalar…
Bu tembelliği kaldıracak kadar uzun mu hayat?

Sistem.

Sistemi düzeltebilme ya da yeniden kurabilme yetisine sahip olabilmek için kabullenemediğin o sisteme boyun eğmek ve o sistemin içinde yükselmek zorundasın.

Farkındalık zor zanaat. Duyarlı olma dürtüsünü dindirebilmek keza öyle.

Taşma seviyesine ulaşmış ruhsal coşkunluğu bir günlük sayfasının satırlarına sığdırma çaresizliği, terapisi de denebilir.

Zihinsel acı insan bünyesinde nasıl bir tahribata yol açar? Bu dalın uzmanlığı var mı?

Özgürlük.

Özgürlüğünün peşinde koşan özgürdür denilebilir sanırım evet.ama özgür olan özgürlüğün peşinde koşandır denemez sanırsam. Zanlar üzerinden konuşuyorum dikkat ettiysen, bunun bir sebebi var. Güneşin altında yaşayan hiçbir insanoğlu özgürlük hakkında kesin bir yargıya varamaz. Varılma imkanı varsa o özgürlük olmaz.

Bir kaderimiz var Herşeyigören tarafından yazılan ve aynı zamanda hayatımızın belli alanlarında kendi tercihlerimizi yapmada özgürüz. Kıymetli bir hocam aktarmıştı bana da, bu konuyu fazla kurcalamamak gerektiğini söylemiştir büyükler.

28 Ocak.

“İşte bu yüzden aileniz, arkadaşlarınız, eşiniz sizi ne kadar etkilerse etkilesin; bu yolda yalnızsınız.”

Peki.Bir gün bir şey oldu, aslında öyle durup dururken bir gün olmadı, aslında hikayenin ta en başına dönersek evet bir gün bir anda oldu ama hiç karıştırmayalım içinden çıkamayız, ne olduğunu o gün anlayamadım, bugün de henüz anlayabilmiş değilim. Neyse işte o şey olduktan sonra ben yalnızlığıma tek başıma devam edemediğimi fark ettim.Bana eşlik edenin de benimle aynı şeyleri hissettiğini öğrendim.Gördüm ki iki insanın özlerinde koşulsuz hüküm süren yalnızlıkları bir yolda yürüyebiliyorlar.Gördüm ki yalnızlığını iki kişi yaşayabiliyorsun…

Eğer sen bir minibüsten beş tane hayat hikayesi çıkartıyorsan senin için diğerleri o kadar önemsiz değil demektir.Ve eğer sen böyle bir şey yapıyorsan diğerleri de bunu yapıyor demektir.Ve o zaman diğerleri için de sen o kadar önemsiz değilsin demektir.

Üzerinde yaşadığımız dünyayı yalnızca rüzgarların sesinin duyulduğu hayalet kasabasına çevirmemek lazım.Bir, dünya o kadar küçük değil; iki, bizler hayalet değiliz.

Güven,saygı,düşünce…Sevgi, bunlar sırasında hiç bilinemeyen bir anda, hiç bulunamayan bir kaynaktan günışığına çıkacaktır zaten.

Seç-mek.

Doğru seçenekleri seçebilmek seni sonrasında seçilmiş yapacaktır.
Seçilmiş olmak sana daha bol ve daha güzel seçenekler sunacaktır.
Sana ait bir seçim olmamasına rağmen seçilememek seçme hakkını elinden alacaktır.

Hayatım boyunca hiçbir zaman kafamda herhangi bir ampul yakmayacak elektrik soruları çözerken…

Siyah ve Beyaz.

Karanlık gökyüzünde bembeyaz bulutlar. Siyah ve beyazın geçit töreninde şehrin tüm renklerini selamlayışı.
Şu gökteki beyaz martının yalnızlığı ne kadar zamanda öldürür bir insanı damarına enjekte edildikten sonra?
Su hayatsa neden öldürüyor gökyüzüne gündüz elbisesini giydiren deniz?
Şu bulut epeyi büyükmüş, iliştirebilir miyim acaba üzerine bir gelecek hayali?

Gece garip bir diyar.
Neyse.
Yağmur kokuyor, serin gece. Balkonu toplamak lâzım, ıslanmasın gözler.