Bayram II.

Sıcak. karanlığımın melodileri bastırdı, sobanın çıtırtısı duyulmuyor.
Bugün orda da cumartesi mi? sen de beni, benim kadar özledin mi?
Özlemiştim. Kestane yaptım kendime. Üç beş tane çok değil. Tam istediğim kadar. Önce bir haçlı askeri üniforması giydirdim, sonra sobanın üzerine bıraktım. Birer birer. Çok pişirmedim. Tam istediğim kıvamda, hafif çiğ, sert. Tam istediğim gibi.
Alev alev yandığım doğru.
…dedi karanlık şövalye. Sobaya odun attım. Kestane kabuklarını da attım. Bir anda çıtırdadı hepsi. ‘Alevler içinde olan hangimiz’ diye düşündüm. Bilemedim. Kestane kabuklarına sordum.
Yağmur yağsa, uykum kaçsa
…dedi külleri.
Küllerimden doğar mıyım sana doğru?
…dedi karanlık şövalye.
Ben sustum. Bir karanlık konuştu, bir ateş. Rüzgar da mırıldandı ara ara. Ben sadece sustum.

Bayramdı bu yıl bugün. Yıllar önce ise ölüm. O gün diz çöktüğümü hatırlıyorum. Yalnızca diz çöktüğümü hatırlıyorum. O günden beridir huzur arıyorum burada. O güne kadar aramaya ihtiyaç duyulmadığını sonradan fark ettim. O günden beridir bir taş, biraz toprak, bir iki çiçek.

İçinde hiçbir şey yok.
İçimde hiçbir şey yok.