Sandman.

-Avını sinsi sinsi takip eden, ölüm saçan korkunç bir kurdum.

-Atının üzerinde kurtları hançerleyen bir avcıyım

Dökülmüş alkol, küflü duman, ucuz seks, parfüm ve mantar kokusu…

Üzerinde tepindiğim çimeni ve bacaklarımın arasındaki böğürleri hissediyorum

Her şey gerçek, hiçbir şey gerçek değil…Onun hamlesi:

-Atı sokan, avcıyı fırlatan bir at sineğiyim.

En eski oyunu kaybetmenin birçok yolu var. Endişe ve sinirin getireceği başarısızlık, savunmaya geçememe, hayal gücü eksikliği…

-Sekiz bacaklı sinek yutan bir örümceğim

-Zehirli dişleriyle örümcek yutan bir yılanım

-Ağır pençesiyle yılan ezen bir öküzüm

Yılanın pençemin altında ağrıdan kıvrandığını omurgasının ufalandığını hissediyorum

-Hayvanlara şarbon taşıyan sıcak yaşamları yok eden katil bir bakteriyim

Gidişatta bir değişiklik var ama bu eski bir numara mahsus kaybediyor galiba…

Onun nasıl oynadığını bu oyunu nasıl aleyhine döndürebileceğimi anladım sanırım. Sert oynamaktan vazgeçeceğim.

-Uzayda dolaşan hayat veren bir dünyayım

-Gezegenleri imha eden patlayan bir novayım

-Her şeyin etrafını çeviren hayatı ihtiva eden kainatım

-Her şeyin sonundaki karanlığım; kainatların, tanrıların, dünyaların, her şeyin sonu benim. Peki ya şimdi ne olacaksın?

-Ben umudum…

-…

 

Cehennemde bir umut…

 

Sandman

Yaşayabilmece sanatı…

Yık. Yap.

Yazacak elle tutulur hiçbir şey yok. Yazılan herhangi bir şey elle tutulabilir o da tartışılır.
Yine de yazmak istiyorum. Kalemi bırakmak istemiyorum, her erteleme yitirmeye götürüyor sanki. Ah be ah!

Olanı güzel yazmak mı yoksa güzel olanı yazmak mı?
Doğru olanı güzel yazmak…

Peki kime göre doğru veya neye?
Tarihsel süreçler içerisindeki biçimlenmelere göre,azın ya da çoğun farketmez herhangi bir kesime ait düşüncelere göre…

Yeni istiyorum yepyeni. Sıkıldım piyasadan. Daha yenisi, iyisi gelmiyorsa aklıma, var olanı yıkmak istiyorum, ve yeniden yapmak…

“destruam et aedificato” böyle mi yazılıyor?

Boşa gitmedi bir dal, bin yaprak..
Ama belki de gitti..
Septik gındırlanma!

20 Mart.

“Alınacak dersler var” dedi.
“Sorulacak sorular…”

“Ağlasam” dedi “gizlice”

“Bu da geçer…”

Defterler.

Zor iş bir defteri bitirebilmek. Yazması da okuması da.
Okurum. Pek sıkı değil ama okurum. Yazar değilim, olamam da sanırım. Ama yazmaz da değilim. Yazmak değişik. Belki de ardından dünyaya kolayca bir iz bırakabilme özgürlüğünü sunduğu için büyülü biraz. Büyüsüne kapıldım, doğrudur, ama büyücüsü değilim.

Sözler yazmak isterdim şarkılara. Kimsenin bilmediği, görmediği ve hiçbir düşte rastlanmayan diyarların şarkılarına…
Zor iş bir defteri bitirebilmek. Kareli olsa daha kolay olur belki. Burada yazar “kareli defter” sözü ile “bilim”i, yani var olanı keşfetmeyi işaret ediyor, bunun daha kolay olacağını düşündüğünü belirtiyor. Peki ama neden daha kolay? Sonsuzluk insan zihnine sığabilen bir kavram değildir ama insanoğlu tarafından uydurulmuştur. Peki o zaman sonsuzluk içinde olmayanı yaratmak diye bir şey var mı ki ondan daha kolay bir şey olsun?

Kopuşlar, kopuşlar, dağılışlar, dağılışlar…
Hep ertelenen düzeltmeler, baştan ele almalar…
Bu tembelliği kaldıracak kadar uzun mu hayat?

Sistem.

Sistemi düzeltebilme ya da yeniden kurabilme yetisine sahip olabilmek için kabullenemediğin o sisteme boyun eğmek ve o sistemin içinde yükselmek zorundasın.

Farkındalık zor zanaat. Duyarlı olma dürtüsünü dindirebilmek keza öyle.

Taşma seviyesine ulaşmış ruhsal coşkunluğu bir günlük sayfasının satırlarına sığdırma çaresizliği, terapisi de denebilir.

Zihinsel acı insan bünyesinde nasıl bir tahribata yol açar? Bu dalın uzmanlığı var mı?

Beyaz Diş

“Yavru kurt insan gibi düşünseydi, hayatı doymak bilmez bir iştah, dünyayı da sayısız iştahlığın kol gezdiği, birbirlerini kovaladığı, avladığı ve avlandığı, yediği ve yendiği, şiddet ve karmaşa dolu tam bir oburluk ve katliam kaosu içindeki, tesadüflerle yönetilen, acımasız, plansız, sonu olmayan bir yer olarak tasavvur edebilirdi.
Ama yavru kurt insan gibi düşünmüyordu…”

Jack London

 

Yavru kurt olmak için nereye başvurmalıyım?

Özgürlük.

Özgürlüğünün peşinde koşan özgürdür denilebilir sanırım evet.ama özgür olan özgürlüğün peşinde koşandır denemez sanırsam. Zanlar üzerinden konuşuyorum dikkat ettiysen, bunun bir sebebi var. Güneşin altında yaşayan hiçbir insanoğlu özgürlük hakkında kesin bir yargıya varamaz. Varılma imkanı varsa o özgürlük olmaz.

Bir kaderimiz var Herşeyigören tarafından yazılan ve aynı zamanda hayatımızın belli alanlarında kendi tercihlerimizi yapmada özgürüz. Kıymetli bir hocam aktarmıştı bana da, bu konuyu fazla kurcalamamak gerektiğini söylemiştir büyükler.

28 Ocak.

“İşte bu yüzden aileniz, arkadaşlarınız, eşiniz sizi ne kadar etkilerse etkilesin; bu yolda yalnızsınız.”

Peki.Bir gün bir şey oldu, aslında öyle durup dururken bir gün olmadı, aslında hikayenin ta en başına dönersek evet bir gün bir anda oldu ama hiç karıştırmayalım içinden çıkamayız, ne olduğunu o gün anlayamadım, bugün de henüz anlayabilmiş değilim. Neyse işte o şey olduktan sonra ben yalnızlığıma tek başıma devam edemediğimi fark ettim.Bana eşlik edenin de benimle aynı şeyleri hissettiğini öğrendim.Gördüm ki iki insanın özlerinde koşulsuz hüküm süren yalnızlıkları bir yolda yürüyebiliyorlar.Gördüm ki yalnızlığını iki kişi yaşayabiliyorsun…

Eğer sen bir minibüsten beş tane hayat hikayesi çıkartıyorsan senin için diğerleri o kadar önemsiz değil demektir.Ve eğer sen böyle bir şey yapıyorsan diğerleri de bunu yapıyor demektir.Ve o zaman diğerleri için de sen o kadar önemsiz değilsin demektir.

Üzerinde yaşadığımız dünyayı yalnızca rüzgarların sesinin duyulduğu hayalet kasabasına çevirmemek lazım.Bir, dünya o kadar küçük değil; iki, bizler hayalet değiliz.

Güven,saygı,düşünce…Sevgi, bunlar sırasında hiç bilinemeyen bir anda, hiç bulunamayan bir kaynaktan günışığına çıkacaktır zaten.

Seç-mek.

Doğru seçenekleri seçebilmek seni sonrasında seçilmiş yapacaktır.
Seçilmiş olmak sana daha bol ve daha güzel seçenekler sunacaktır.
Sana ait bir seçim olmamasına rağmen seçilememek seçme hakkını elinden alacaktır.

Hayatım boyunca hiçbir zaman kafamda herhangi bir ampul yakmayacak elektrik soruları çözerken…

Siyah ve Beyaz.

Karanlık gökyüzünde bembeyaz bulutlar. Siyah ve beyazın geçit töreninde şehrin tüm renklerini selamlayışı.
Şu gökteki beyaz martının yalnızlığı ne kadar zamanda öldürür bir insanı damarına enjekte edildikten sonra?
Su hayatsa neden öldürüyor gökyüzüne gündüz elbisesini giydiren deniz?
Şu bulut epeyi büyükmüş, iliştirebilir miyim acaba üzerine bir gelecek hayali?

Gece garip bir diyar.
Neyse.
Yağmur kokuyor, serin gece. Balkonu toplamak lâzım, ıslanmasın gözler.