Petek Perçek.

Durdum. Ekmeğimin üzerine düşen kar tanelerine baktım. Dokunmadım. Duvara yaslandım ve yemeğe devam ettim.

Her şey olur. Hiçbir şey olmaz. Peki sen neresindesin bu deryanın? Hangi sorulara, ne kadar cevap verebileceksin? Ne kadarını görebilecek, ne kadar sevebileceksin?

Olmayan köyünü özleyen bir şehir çocuğuyum. Ne zaman bir soba görsem gidip yanına yöresine yerleşiyorum. Odalarımın en sevdiğim köşeleri, önünde sırtımı yaslayıp sobalı düşlere daldığım kalorifer petekleri.

Ah o odunları ocağa atarken nasıl da mutluyum! Yüzümde parlayan nâr gibi ateş, ahşap pencere kenarlarından üfleyen rüzgârın ve çıtırdayan odunların sesleri… Kestaneden hiç bahsetmeyeceğim bile.

Özledim; nereyi, kimi hiç bilmiyorum, ya da ne kadardır bu peteğin önünde oturduğumu. Gün hâlâ bitmedi. Belki de çoktan bitti, hiçbirimizin haberi yok. İki gözüm seneler geçiyor.